Tasarım üzerine küçük bir yazı;
Ben bir Şehir Plancısıyım, İTÜ 1996 mezunuyum ve tasarımla, geometri ve düzen ile uğraşmak benim sevdam.
İlham aldığımız bir güzel öğüt var Kur’an-ı Kerimde; “İşinizi ehline veriniz”. Bu öğütle sarıldığımız güzelim işimizi, amatör bir ruhla yapmaya başladık, ilk günkü tavrımız nasılsa bugün de aynı şekilde hassas ve heyecan verici oluyor her yeni işle birlikte. Yeni işleri yeni bir macera olarak görüyor ve bu hazla bu istekle başlıyoruz hepsine.
Ortaya çıkan sonucu izlerken zevkle izliyor ve sunuyoruz. Önce kendimiz beğenmeliyiz ki, müşterimize zevkle anlatalım neler düşündük, neler tasarladık. Bu tasarımın altında yatan mesaj ne? Çok özgüvenli de değiliz aslında, acaba beğenecekler mi sorusu her sunumumuzda bizi terleten soru. İşte amatör ruh ve heyecan bu olmalı. Bizi ayakta tutan, değer katan unsur bu. Hep daha iyinin var olabileceğini düşünmek.
Hazırladığımız tasarımları önce kendimize beğendiriyoruz inanın. Hatta sunumlarımızda kimi zaman müşterilerimizi kendi beğendiğimiz alternatiflere yöneltiyoruz istemeden 🙂 Biz onu beğendik ya, o firma ile bu tasarımı bağdaştırıyoruz, aklımızda birleştiriyoruz.
Sadece logo tasarımı ise işimiz örneğin, firmanın kurumsal yapısını, misyonunu, vizyonunu bu logo ile hayal ediyoruz. Kurumsal kimlik ögeleri hemen canlanmaya başlıyor gözlerimizde.
Bu güzelim işi yaparken, yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ilk adımlarındaki sevinci ile yapıyoruz. Ona benziyoruz. Düşüyoruz, kalkıyoruz, adım atıyoruz, ağlıyoruz, gülüyoruz ama sonuçta ilerliyoruz. Her tasarım böyle bir macera ile dönüşüyor aklımızda. Mesela karşısına geçip bakıyoruz yaptığımız tasarımın. Birer de sigara yakıp izliyoruz. Bunu paylaşmanın gururu ve zevkini düşünüyoruz. İnanın böyle gelişiyor süreç.
Bir Ford reklamında görmüştüm, duyduğum en samimi reklam metni idi. “O sizin arabanız olabilir ama hala bizim bebeğimiz.” Biraz telif yiyelim mi?
“O sizin yeni logonuz olabilir ama hala bizim bebeğimiz…"
Ahmet Alphan AKAY









